İlkbahar geldi.Ağaçlar tomurcuklandı. Kuşlar şarkı söylüyor. Benim kalbim gibi...
İkizler burcu olduğum için mi bilemem hava güzel oldu mu bambaşka bir ben çıkıyor içimden. Bağıra bağıra şarkı söylemek, kahkahalarla gülmek,herkesi ve herşeyi kucaklamak istiyorum. Tüm gün ağzım kulaklarımda geziyorum. Bugün de o günlerden biri!şunu yapın, bunu yapmayın,demeyeceğim. Hatırladıkça gülümseyeceğim bir anımı paylaşacağım.
Yağmurlu,soğuk,kasvetli bir İstanbul sabahı polikliniğin kapısı açıldı. İçeriye belediye görevlisinin kolunda yardımla yürüyebilen orta yaşlı bir kadın usulca girip karşıma oturdu. Görevli acıyan gözlerle kadına bakıp ,bizi başbaşa bırakarak kapıyı çekip gitti.
İstanbul'un göbeğinde böyle sefalet...Paltolarla bile donduğumuz günlerde kadıncağızın üzerinde eski bir hırka ayaklarında terlikler vardı. Eskimiş,ıslanmış eşarbından bembeyaz saçları gözüküyordu. Yüzünün yarısı şarap renkli doğum lekesiyle kapılıydı. Dudaklarının arasından son kalan iki ön dişi görünüyordu.
Bu fırtınada kimbilir hangi büyük dert onu buralara getirmişti? Elimden gelen herşeyi yapıp bu talihsiz kadının en azından sağlığını düzeltmeliydim.
"Hoşgeldiniz. Size nasıl yardımcı olabilirim?"
Eşarbını düzeltti, arkasına yaslandı ve gözlerimin içine bakarak"Doktor hanım nasıl söyleyeyim bilemedim"
"Söyleyin lütfen çekinmeyin ben doktorum. Doktora ayıp olmaz. Ağrınız mı var kanamanız mı çok?"
"Yok öyle değil"
"Halsizlik,başdönmesi??"
"Yok canım turp gibiyim. Belediyeden gelmişler sağlık taramasına , beni getirsinler diye hastayım dedim. Benim derdim kocam. İki aydır ilişkiden zevk alamıyorum da..."
"???!....,!!!!"