
Elini yanağına dayamış, pencerenin kenarındaki sedire uzanarak dışarıyı dalgın ve üzgün gözlerle seyreden kadın kendi kendine: -Gelmez olasıca bahar yine geldin!Kurumuş dalları çiçeklendirdin.Kara toprakları yeşerttin.Koyunlar kuzuladı.Sarı kız yavruladı. Ya ben? Benim ne kabahatim vardı? Baharlar gelir geçer, yanıma uğramaz.Bedenim kurumuş ,çiçek açmaz. Yere, göğe ,taşa toprağa can veren yaradanım n'olur bu kuluna da bir can ver. Vermeyeceksen de al emanetini!Kurtar beni! Fakülte yıllarımda sınav çıkışı güle oynaya arkadaşlarla gittiğimiz tiyatro oyununun bir sahnesiydi bu.Abartılı ve anlamsız bulmuştuk hepimiz.Kadının çocuğu olmuyordu .Tamam da bu dünyanın sonu muydu yani? Bu kadının başka işi gücü yoktu herhalde!Benim gibi ağır sınavları olsa, değil oturup ağıt yakmaya , nefes almaya vakti olmazdı! Böyle düşünüyordum.Böyle hissediyordum Zaman geçti.Doktor oldum.Anne oldum. Mecburi hizmet;Dağ başında bir sağlık ocağı... Doğum yapmak için var gücüyle ıkınan bir kadın, çaresizce benden medet uman yeni mezun bir ebe ve hiçbir tecrübesi olmadığı halde doktor olmanın sorumluluğunu üstlenmiş , korktuğunu gizlemeye ve soğukkanlı görünmeye çalışan zavallı ben! Ve işte o büyülü an. İlk çığlık.Kaygan ve yumuşak bedene ilk temas. Kahakahalarıma karışan yaşlarım . Şaşkınlık,korku,sevinç,gurur karmakarışık hisler yumağı... Manisa Celal Bayar Üniversitesi; O minik bedene,bebeğime,oğluma ilk dokunuş.İlk aşk.Tarifsiz...Benzersiz....Kadın olmamın tacı:Analığım Her kadın ana olmak için yaşar aslında.Hangi meslekte,kariyerde olursa olsun bu hissi taşır.Köylü,kentli,eğitimli eğitimsiz. Bir gün o minik bedenle içiçe olmayı hayal eder.Bunun için çabalar.Başaramazsa da... Bu yüzdendir ki mesleğimde kısırlık tedavisi konusunda yürümeye karar verdim.O tiyatro sahnesindeki kadını artık anladığım ,doğum anının mucizelerine şahit olduğum ve tüm kadınların o mutluluğu tatmasını istediğim için... Siz de vazgeçmeyin.Sakın pes etmeyin.Gökyüzünde bir yerlerde ,yeryüzüne, yanınıza inmeyi bekleyen küçük meleğiniz var muhakkak! İnanın!