Dün Antalya kongresinde neler öğrendiğmi yazmıştım.Bugün de ne yaşadıklarımı paylaşmak istedim.
TJOD kısa adıyla ,Türkiyedeki tüm kadın-doğum doktorlarını toplayan senenin en büyük kongresi 15-19 mayıs tarihleri arasında Kemer'de yapıldı.Bir ilaç firmasının sponsorluğunda ,kongrenin başlamasına birkaç gün kala ben de katılmaya karar verdim.Bu verilmiş geç kararımın başıma ne işler açacağını bilemeden...
Yaklaşık 2000 kişinin katıldığı bir kongre olunca sponsor ilaç firma uçak ve konaklama konusunda yer kalmadığı için sıkıntı yaşadı.Gideceğim günden bir gün öncesi akşam 20:00 sularında uçak saatim belli oldu.Sabiha Gökçen, saat 07:30 uçağı...Otel ise gizemini koruyordu.Uçak saari çok erkendi evet ama yer Antalya olunca otel yönünden bir sıkıntı olacağı aklımın ucundan geçmedi.
O gece erkenden yattım.Yaptığım hesaplamalara göre 04:15 de kalkarsam rahatlıkla uçağa yetişebiliyordum.Ancak 23:00 da uyumaya ve 06:30 da uyanmaya kodlanmış bedenim , saat 2100.da uyumaya direniyordu.Yatakta enine ,boyuna, çapraz hatta başaşağı yattım.ııh olmadı.Müzik dinledim.İyice uykum açıldı.Roman okuyayım dedim o kadar sürükleyici geldi ki başımı kitaptan kaldırdığımda saat zaten uyku saatimi yani 23 ü gösteriyordu.Evde cep telefonu ve çalar çalmaz tüm saatlerin alarmlarını kurdum. Uykunun sıcak kollarına rahatça uzandım.
Birden gözlerim açıldı.Ne o saat mi çalmıştı?Işığı açtım.O da ne?Saat biri gösteriyordu.Babamın genlerini taşıdığımın en büyük kanıtı olan bu durumu tuhaf karşılamadım.Tekrar yatıp uyumayı denedim am nerdeee!
Yatakta dönmekten , 15 dakikada bir saate bakmaktan yorgun düşen bedenim, 04:15 de birbiri ardınaçalan, komşuların yangın alarmı zannedeceği canhıraş tarzda çalınca sürüklenerek kalkmak zorunda kaldı.Hemen hazırlandım.Taxiye bindim.Sabahın köründe,dışarıda şakır şakır yağmur yağarken İstanbul bile olsa trafik olmayacağından adeta uçtuk.Saat 05:30 da havaalanındaydım.Yani tam 2 saat önce...
Uykusuzluktan ve yorgunluktan uyuşmuş bedenimi hayal kurarak sakinleştirmeye çalışıyordum.Bu yağmurlu ,soğuk İstanbul semalarını biraz sonra geride bırakacaktım.Muhteşem Antalya otellerinin, muhteşem banyolarında jakuzi keyfi yapacak, kumsalda yürüyecek, iskelede müzik eşliğinde güneşlenecek dalgaların sesini dinleyecektim.Kongrenin sadece ilgimi çeken konularına katılacaktım.
Uçağımız Analya'ya indiğide ilk sürpriz beni bekliyordu.Hava İstanbul gibi kapalı bir de ilaveten nemliydi.İlaç firması beni alandan almak için bir araç yollamıştı.Kalacağım otelin isminin Grand ..xyz olduğunu öğrendim.İsmi bile bu kadar büyükse kendi nasıldı acaba.Gittikçe ğırlaşan gözkapaklarımı açmaya çalışarak yolu tamamladım.Oteller bölgesine geldik.Birbirinden lüx otellerin yanından geçerken her oteli Grand xyz sanıp umutlanıyor olmadığını görüp devam ediyorduk ki birde ne görelim?
Büyük otellerin bitiminde, dış cephesi hint desenleriyle kaplı ,üç katlı, önünde leğen kıvamında bir havuzu olan, korku filmlerindeki gibi bir otel beni karşıladı.Üzerinde Grand XYZ yazıyordu ve değil yıldız ,isminin bile bir harfi düşmüştü.
Çok uzun oldu.Sizi sıkmayayım .
Elimde valizimle otelin kapısında kalakaldım.Otel görevlilerinin koşarak valizi almasına ve otomatik döner kapının sensörünün beni algılayıp dönmesine alışmış bedenim öylece ayakta durmuş bir aksiyon bekliyordu.Ama nerdeee?Görevli valeler, valiz taşımayı aralarında sohbet edip sigara tellendirmeye tercih etmişlerdi.Döner kapı da dönmek için son kalan kuvvetimle onu itmemi bekliyordu.Kapıyı itmemle içeri savrulmam bir oldu.İlk denemede ayarı tutturamamıştım.Resepsiyon görevlisi erken geldiğim için beklemem gerektiğini bu arada kahvaltı yapabileceğimi söyledi.Yemek salonuna indiğimde kahvaltı bitmek üzereydi.Tüm masalar yemek artıklarıyla kaplı,
açık büfe de oldukça açık! ve boş görünüyordu.Biraz önce bir çekirge sürüsünün istilasına uğramış görüntüsündeki büfeden biraz ekmek aldım.Normalde 10 çeşit peynir,zeytin,pohaça türlerini görmeye alışık gözler katık olarak çevreye bakınırken karayağız,üstü yağ içinde garsonu gördü ve ''Afedersiniz peynir alabilirmiyim acaba?'' dedi.Garson parmağı ile masayı işaret ederek''aha oraya bir dabak koydum ya abla''dedi.İşaret ettiği yerde, böreklere bile konulmasından nefret ettiğim çökelek peyniri duruyordu.Kahvaltı yapmaktan vazgeçerek bahçeye çıktım.Gökyüzünde kara kara dolaşan bulutlar güneşi örtüyor adeta 'uğraşma Bilgi evine dön' diyorlardı.Pes etmedim.''Muhakkak güzel birşeyler olmalı. Burası Antalya!''dedim.Havuzun kenarı rus turistlerle doluydu ama hallerinden ülkelerinde beyin yerine beden güçleriyle çalıştıkları belliydi.İki kulaçla bir ucundan bir ucuna gidilecek bu leğenden bozma havuzun kenarından ayrıldım.Deniz kenarında bol iyot kokusuyla kendime gelirim diye düşündüm ki o da ne?Deniz yok.Otelin ön kapısından ana caddeden giriş yapmıştık ,deniz görmemiştik gerçi ama otelin arkasında deniz olması gerekmez miydi?Görevliye sordum.Havuzun yanında bir tünel olduğunu,yürüyerek tünelden denize geçildiğini söyledi.Polisiye romanlara dönen tatilim gittikçe tuhaf bir hal alıyordu.Tünelden geçtim.Yaşasıın deniz göründü ama...Evet sahil dedikleri yer başka bir otelin taşlık, kayalık, yaklaşık 20 metre alanda bin rus canlının adem havva görüntüsünde çimdikleri bir yerdi.Geldiğim tünelden koşarak geri kaçtım.Otel gözüme sevimli bir sıcak yuva gibi göründü.Resepsiyon görevlisi odamın hala hazır olmadığını söyleyince saçlarımı düzelttirmek için otelin kuaförüne gittim.Kuaför salonunun kapısında yaklaşık 2 metre boyunda 1 metre eninde 200 kg civarında gözleri hariç heryerinde dövmesi olan insan görünümlü bir ilk çağ yaratığı duruyordu.Saçıma fön çektirmek istediğimi ,kuaförün nerde olduğunu sordum.Uzun yağlı saçlarını sıvazlayarak.''Benim buyrun çekelim''dedi.Bayılmamak için kendimi zor tuttum.''Yok ben bir duş alayım.Bir saat sonra geleyim''diyerek arkama bakmadan kaçtım.Odam nihayet hazırdı.Küf kokan ,yataklarında rus turistlerden kalma hertürlü mikrobu içine hapsetmiş gibi duran yataklara iğrenerek baktım.Ama o kadar yorgundum ki mikropların kollarına uzanmak zorunda kaldım.Camı açıp biraz temiz hava içeri girsin isterken gire gire içeriye yoldan geçen tüm arabaların gürültüleri ve yan odadaki turistlerin 8 oktavlık sesleri girdi.Uyuyamayacağımı anlayınca duşa girdim.Suyu açmamla beraber buz gibi bir su tepemden aktı.Sıcak su akmıyordu...
Bu aksilikler böyle sürdü arkadaşlar.Yine de ilim aşkımla iki gün bu eziyete katlanıp iki gün önceden İstanbul'uma döndüm ve inanır mısınız ısındım.Antalya'da üşüyüp İstanbul'da ısınan kaç kişi vardır acaba?