Cuma akşamı oğlumla ''Iron Man-3''filmine gittik.Normalde aksiyon filmlerinden, hanımların çoğu gibi hiç hoşlanmam. Oğlumun deneme sınavı başarılı geçince ödül olarak istemeye istemeye de olsa filme gitmek zorunda kaldım.Ancak bu filmi oldukça beğendim.Çıkışta oğlumla güle oynaya filmin kritiğini yaparken birden
dona kaldım. İlk görüşte aşk...Yıllardır hayalini kurduğum, aradığım ama bir türlü bulamadığım, eksikliğini hep hissettiğim ama yerine hiç birşeyi koyamadığım...Nefesimin kesildiğini, kalbimin hızlı hızlı çarptığını hissettim.Oğlumun ne dediğini duymuyor, ona doğru sürükleniyordum.Bu kumral, zarif bacakları olan ingiliz benim olmalıydı.Oğlum ''anne geç kaldık,ödevlerim var ,gidelim'' diyerek kolumdan beni çekiştiriyor ona dokunmama engel oluyordu. Tüm engelleri aşıp ona ulaştım.Gövdesine ve zarif bacaklarına sevgiyle dokundum. Mutluluktan gözlerim dolmuştu.Eğilip neredeyse öpecekken bir sesle kendime geldim.
''Buyurun nasıl yardımcı olabilirim?''
''Şey ben bu çalışma masasını almak istiyorum.Mümkünse hemen bugün''
''Mümkün değil.Bu teşhir amaçlı burada.Bu masalar İngiltere'den geliyor.Depoya bakarız.Elimizde varsa 15 gün içerisinde evinize teslim ederiz.''
''Daha erken mümkün değil mi?''
''Mümkün değil.''
''Peki .Tamam o zaman.Ödemeyi yapayım.Bunca yıl bekledim.15 gün daha bekleyebilirim !''
Ben memur bir ailenin üç kızından biriyim.Seksenli yıllar Türkiye'de her şeyin kıt olduğu, yokluk yıllarıydı.Her alınan şeyin düşünüldüğü ve asla ziyan edilmediği,kardeşler arasında paylaşılarak eskitildiği yıllar...Evimiz üç oda ve bir salondan oluştuğu için her birimize ayrı bir odanın verilmesi mümkün değildi.Ebeveyn yatak odası, misafir gelince kullanılan bir salon (bu saçma geleneğe inat ben evimin hep salonunda otururum),oturma odası,çocuk odası.Yani üç kıza bir oda ve bir masa.O masa genelde ödevleri daha fazla olan ablama aitti.Ben
derslerimi çantamın üzerinde çalışırdım.Kardeşim okula gitmediği için onun böyle bir sorunu yoktu.O yıllar büyüklerden bir şey istenmeyen olana razı olunan yıllardı.Televizyonda Arsen Lüpen diye bir ingiliz dizisi oynardı.Adamın şu anda üstünde yazı yazdığım masanın aynısı bir çalışma takımı vardı.Filmden çok hayranlıkla bu masayı seyrederdim.Yıllar geçti.Hayatımın hiçbir devresinde (ingilizi geçtim )kendime ait bir masam olmadı.Hep ,hayatımı paylaştığım insanların masalarını da paylaşmak zorunda kaldım.Yeni evime taşındığım şu günlerde içimdeki bu eksiklik yazmaya başlamamla birlikte iyice kendini belli etti.Son üç aydır da istediğim gibi bir masa bulamadım.İşte bu yüzden bu kumral yakışıklıyı görünce bu kadar sevindim.Bugün teslim edileceğini duyduğumda sanki dünyaları bana verdiler.
Artık yazılarımı sizlere buradan yazacağım.Sevdiğim kitapları burada okuyacağım. Uzun zamandır bu kadar mutlu olmamıştım.Oğlum beni anlayamıyor.Onlar bilgisayar çağı çocuğu.Bizler kitap sayfalarını koklayarak büyüdük.Bu sevincimi anlaması imkansız.Benim çağımın sevgili ''lale devri çocukları ''siz beni anlarsınız değil mi?