Hareketleri bir robotu andırıyordu.Çantasından çkardığı anahtarla usulca kapıyı açtı.Ayakkabılarını çıkarıp, siyah rugan terliklerini giydi.Çantasını ve ceketini dolaba yerleştirdi.Kulakları sağır eden sessizliği bozmak için radyoyu açtı.Ağır adımlarla,terliklerini sürükleyerek yatak odasına geçti.Boy aynasındaki aksiyle gözgöze geldi.Ellerini yüzüne kapadı.Kendini böyle görmeye dayanamıyordu.Koşarak banyoya girdi.Duşun altında kımıltısız dakikalarca kaldı.Çocukluğunu anımsadı.Yağmur yağarken yatılı okulun yatakanesinden kaçar,kahkahalar atarak ıslak çimenlerde yuvarlanır,damlaların saçlarını tarayıp yanaklarından süzülmesini beklerdi.Yağmur hiç görmediği şefkatti,dokunuştu,sevgiydı...Karşılıksız gelirdi gökyüzünden.Ne yemeğini ,ne de ödevlerini bitirmesi gerekmezdi.Uslu olmasını ya da başarılı bir öğrenci olmasını da beklemezdi .Öylesine gelir,sevgisini döker,giderdi.Yıllar sonra yağmurlu bir günde tanımıştı O'nu.Şiddetli bir rüzgar şemsiyesini ters çevirmiş,yağmurun saçlarını tekrar taramasını istemişti.Önemli bir toplantıya yetişmek zorundaydı ve yağmurla oynayacak vakti yoktu.Saçları ve makyajı bozulsun istemiyordu.Şemsiyesini düzeltmeye çalıştıkça rüzgar daha şiddetli esiyor,yağmur alabildiğine hızlı yağarak eski dostunu güldürmeye uğraşıyordu.Birkaç dakika içinde lüle lüle saçları sırılsıklam olmuş ,rimelleri yanaklarından akmış,ipek gömleği vücuduna yapışmıştı.Hırsından ağlamak üzereyken bir el şemsiyesiyle bu güzel başı yağmurdan ayırdı.