Sabah hastane odama geldiğimde kocaman siyah gözleri ışılışıl parlayan , genç ve oldukça güzel genç bir hanım karşıladı beni.''Çok erken geldim biliyorum ama dayanamadım ve ilk randevuyu aldım"dedi. "Tabi gel bakalım.Dükkanı beraber açalım"dedim gülümseyerek. Hemen oturdu.Gözlerini gözlerime kilitledi.Çok şey anlatmak istiyor ama nerden başlayacağını bilemiyor gibiydi."Biz annemle hiçbişey paylaşamayız.Herzaman meşgul ve beni dinlemek dışında herkese ayıracak vakti var. O yüzden en ihtiyacım olan insanın yanımda olmasına imkan yok.Onu üzmek de istemiyorum.Arkadaşlarıma da anlatamıyorum."der demez ağlamaya başladı.Güçlü bir kızdı belli ki çünkü ağlarken bile yaşlarına inat gülmeye çalışıyordu. İlk ilişkisinin bedenine ve ruhuna yaptığı travmaları anlatırken yaşadıklarına inanamıyor gibiydi. Aynı işyerinde kendisinden yaşça büyüktü sevdiği adam.Ne söylese , ne yapsa hayranlıkla onu takip ediyordu.Bir iş seyehati ve tahmin edilmesi güç olmayan şeyleri yaşamasının ardından sevilmediğini anlaması ile hayatı altüst olmuştu.Annesine sarılmak ve göğsünde ağlamak istiyordu.Yapamıyordu.
Konuştuk, konuştuk,konuştuk....
Öğleye doğru telaşlı bir anne ve kızı geldi.Annenin gözleri yuvalarından fırlamak üzere olduğu halde kızının omuzlarını sıkısıkı tutuyor, yanında olduğunu ve korkmaması gerektiğini hissettirmeye çalışıyordu. Anne olmak böyle birşeydi.Yanlışta da yanında olabilen, sonsuz güvenin ismi...
Eleştirmek," ben demiştim!"demek kolay olanıydı.Zor olan gerçek bir "anne" olmaktı. Hataların başka hatalara yol açmasını beklemeden...