Cumartesi.. Pek çok kişi için hafta sonu izninin ilk günü.Tatilciler için konuşmuyorum bile.Biz sağlıkçılar içinse haftanın en yoğun iş günü.hafta içi iş yerlerinden izin alamayan gebeler ve acil durumu olmayan hastalarımızla buluşma günümüz.Şenlikli bir ortam olur kliniğin koridorları.Yenidoğan bebekler, doğurttuğumuz ve bizi ziyarete gelen ufaklıklar, karnı burnunda eşleriyle elele gebişler, bunları meraklı gözlerle izleyen ve çocuk sahibi olma yolunda hanımlar ve yemek bile yemeden koridorda aşağı yukarı koşuşturan hemşire ve doktor kaderdaşlar:) Yine böyle bir cumartesi günü biryandan poliklinik hastalarıma bakıyor , biryandan da tüpbebek kliniğinde yumurta toplama ve transfer işlemleri için eksi 2. kata inip çıkıyordum ki asansörde tüpbebek tedavisi yaptığım tanıdık ve telaşlı bir yüzle karşılaştım.''Doktor Hanım çok önemli bir konuda konuşabilir miyiz?'' dedi.''Elbette odama buyrun .''dedim ve birlikte odama geçip karşılıklı oturduk.Gözleri dolu doluydu. Dokunulsa ağlayacak bir hali vardı.Ellerini oğuşturuyor , sıkıntıyla ayaklarını sallıyordu.''Hayrola sıkıntılı görunuyorsunuz.Birşey mi oldu? Nasıl yardımcı olabilirim?''dedim. ''Doktor Hanım nasıl anlatırım bilemiyorum.O kadar uğraştınız bizimle.Kaç gündür gittik geldik.İğneler olduk.Herşey yolunda giderken eşim ablamla tartıştı. Ben tarafsız olmaya çalıştım ama o herhalde hormonlarının etkisiyle, beni, tarafını tutmamakla suçladı çok ağladı ve şimdi bebek istemediğini söylüyor. Bugün yumurta toplama günümüzdü.Doktor hanım lütfen eşimi ikna edin. 1saat sonra işleme girmezsek herşey, belki de evliliğimiz bitecek'' dedi. Durum çok zor görünüyordu.Kapıda bekleyen hastalar, eşini ikna ettimem, eşinin evden gelmesi vs vs zamanla yarışmak gerekiyordu. Hızlıca düşündüm; ya alttan alıp yalvaracaktım ki bunu kocası fazlasıyla yapmıştı ya da otoritemi kullanacak onu fikrinden vazgeçirmek için kumar oynayacaktım. Derin bir nefes aldım.Telefonun tuşlarına basarken bile tam olarak ne söylemem gerektiğini bilmiyordum.Konuşmanın akışını, altı yıl okulda aldığım tiyatro eğitimi ve doğaçlama yeteneğime bırakarak telefonun açılmasını bekledim.Uzun süre telefon çaldı.Son anda açılan telefon hala bir şansım olduğunun habercisiydi.''Sevim merhaba'' Karşımdaki ses ağlamaklıydı.''Merhaba doktor hanım çok özür dilerim.Moralim çok bozuk.Sanırım ben bu bebeği istemiyorum.Vazgeçtim.Eşime çok kızgınım.Anlayışsız ve duyarsız biri o''dedi. ''Bak Sevim.Eşin yanımda ve çok üzgün.Sanırım bir yanlış algılama olmuş.Seni çok seviyor ve ne yapacağını bilemiyor.Bebekten çok o seni düşünüyor.Bebeğiniz olamayacağı için senin mutsuz olacağından kaygılı.Özel durumunuzdan ötürü belki de bir daha tüp bebek deneme ihtimaliniz olmayacak.Bu son şansınız biliyorsun.Şimdi derhal hazırlanıp buraya geliyorsun!Küçük bir bebek gibi davranmayı doğacak çocuğuna bırak!Yumurtalarını toplayıp laboratuarda dölleyelim.Siz kozlarınızı paylaştıktan ve sular durulduktan sonra transferini yaparız.Bu akşam istediğin kadar kocanın başının etini yiyebilirsin.Bunun için çok vaktin olacak ama şimdi hemen geliyorsun canım.'' Karşımda kekeleyen bir ''Tamam''sesi duydum.Eşi arkasına doğru adeta yığılarak yaslandı.Her ikimiz için de derin bir oh zamanıydı. Sevim yarım saat sonra geldi. Yumurtaları topladık.Barıştılar ve aynı ay transferi yaptık. 2 hafta sonra sevinçle gebelik haberi ellerindeydi.Herşey unutulmuştu ve umutla bebeklerinin geleceği günü beklemeye başlamışlardı.Sağlıklı bir oğlan verdim kucaklarına 9 ay sonra.Her yıl elimi öpmeye gelirler ve Sevim hafif bir utanç ve gülümsemeyle der ki''Ya o sabah o fırçayı bana atmasaydınız Bilgi Hanım....''